KurtceSohbet.Com, Kürtçe Sohbet | Kürtçe Sesli Sohbet | Sesli Sohbet | Kürtçe Sohbet ve Müzik Sitesi, Kürtçe Stran, Kürtçe Klip, Kürtçe Müzik, Kurdish Music, Kurdish Clip, Youtube, Facebook, Google, Sesli Kürtçe, Kürtçe Müzik indir ,Kürtçe Klip izle, Kürtçe Mp3 indir, Stranên Kurdi, Muzika Kurdi, Foruma Kurdi, Hunermendên Kurd, Çirokên Kurdî, Kurtce Forum, Kürtçe Dil Dersleri, Kürtçe Tercüme,Malpera Muzika Kurdi,  Gerilla, PKK,



***

Kürtçe Sohbet, Kürtçe Müzik, Kürtçe Radyo, Kürtçe Tv, Kürtçe Klip, Kürtçe Forum, Kürtçe Sözlük, Kürtçe Gazete, Kürt Yazar, Sesli Kürtçe, Rojken, Amed Sozdar

Kürtçe Sohbet, Kürtçe Müzik, Kürtçe Radyo, Kürtçe Tv, Kürtçe Klip, Kürtçe Forum, Kürtçe Sözlük, Kürtçe Gazete, Kürt Yazar, Sesli Kürtçe, Rojken, Amed Sozdar

10 saniyelik saldırıda yaşamını yitirdi

Antalya’nın Kaş ilçesinde 3 Eylül gecesi Kürtçe konuştuğu için linç edilerek öldürüldüğü iddia edilen 20 yaşındaki Mahir Çetin’in dövülme anına ait güvenlik kamera kayıtları ortaya çıktı.

Kayıtlara göre Çetin, yaklaşık 15 kişinin 10 saniye süren tekme ve yumruklu saldırısı sonrası yaşamını yitirdi. Kaş ilçesinde 3 Eylül gecesi çalıştığı otelde mesaisi bittikten sonra kuzeni Vedat Çetin ile birlikte bir barda eğlenen Mahir Çetin, bar çıkışında tartıştıkları bir grup gençle kavga etti. Olay sırasında kısa süreli baygınlık geçiren Vedat Çetin’in iddiasına göre, kavga kendi aralarında Kürtçe konuştukları için çıktı. Vedat Çetin grubun kendilerine “Pis Kürtler” şeklinde hakaret ederek saldırdığını iddia etti. Kaş Kaymakamı Selami Kapakkaya ise kavgada etnik bir unsurun söz konusu olmadığını savunarak, görgü tanıklarının ifadelerine de dayanarak, iki tarafın aşırı alkollü olduğunu, sürtüşme ve laf atmadan dolayı kavganın başladığını kaydetti. Olayla ilgili soruşturma başlatan Kaş Emniyet Müdürlüğü, 4 Eylül günü 7 kişiyi gözaltına aldı. İfadelerin ardından 6 kişi serbest bırakılırken, üniversite öğrencisi Mehmet Ali Çakmak çıkarıldığı mahkemece tutuklandı. Kavga sırasında aldığı darbeler sonucu beyin kanaması geçiren ve kaldırıldığı hastanede yaşamını yitiren Çetin, 5 Eylül günü Batman merkeze bağlı Sinan Köyü’nde toprağa verildi. Mahir Çetin’in ölümüyle ilgili savcılık soruşturması devam ederken olay gecesine ilişkin güvenlik kamerası görüntüleri de dosyaya girdi. Olayın yaşandığı 3 Eylül gecesi bir işyerine ait güvenlik kamerası görüntülerine göre bar çıkışı karşılaştıkları grupla tartışmaya başlayan Mahir Çetin’i, kuzeni Vedat ısrarla uzaklaştırmaya çalışırken görülüyor. Fakat karşı gruptan bir kişinin koşarak attığı bir yumruk sonrasında yaklaşık 15 kişinin tekmeli ve yumruklu saldırısına uğrayan Çetin, aldığı darbelerin etkisiyle yere düşüyor. Yerde de tekmelerin hedefi olan Çetin’e yönelik saldırı 10 saniye sürüyor. Sonrasında kuzenini korumaya çalışan Vedat Çetin de gurubun saldırısına uğruyor.

Genişletilmiş heyet Öcalan’la görüşecek

HDP heyeti, Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’la görüşmek için 30 Kasım’da İmralı Adası’na gidecek.

HDP tarafından yapılan açıklamada “HDP Heyetinin İmralı Adası’nda Sayın Öcalan’la toplantı gerçekleştirmek üzere yaptığı başvuruya Adalet Bakanlığı yetkililerinden yanıt geldi. HDP Heyeti, genişletilmiş şekliyle 30 Kasım Pazar günü İmralı Adası’na giderek Sayın Öcalan’la toplantı gerçekleştirecek” denildi.

HDP Grup Başkan Vekili Pervin Buldan, ANF’ye yaptığı açıklamada, genişletilmiş heyette kimin yer alacağının kendilerine ziyaretten bir gün önce bildirileceğini söyledi, “Adalet Bakanlığı, bize sadece genişletilmiş heyetin adaya gideceğini söyledi. Ancak isimler ziyaretimizden bir gün önce bize bildirilecek” dedi.
Buldan, “Sekretarya, izleme kurulu ve çözüm süreci kurulu konularında bir gelişme var mı?” sorusuna, “Henüz yeni bir durum yok” yanıtını verdi.
“Adaya gidecek 5 tutuklu kimler?” sorusuna da Buldan, “Bu konuda henüz bir açıklama yapamayız. İsimleri bakanlığa bildirdik” yanıtını verdi.
HDP heyetine, DTK Eş Başkanı Hatip Dicle ile DÖKH Ceylan Bağrıyanık’ın dahil edileceği açıklanmıştı.

HPG: Celewla operasyonu başarıyla sonuçlandı

HPG Celawla ve Sadiye kasabalarına yönelik operasyonun başarıyla sonuçlandığını açıkladı.

HPG Basın ve İrtibat Merkezi, Xaneqin’e bağlı Celawla ve Sadiye kasabalarına yönelik operasyonun başarıyla sonuçlandığını ve DAİŞ çetelerine ağır kayıplar verdirildiğini açıkladı.

“23 Kasım günü Kerkük’ün Xaneqin ilçesine bağlı  Celawla ve Sadiye kasabalarında gerillla güçlerimiz ve peşmerge kuvvetleri  DAİŞ çetelerine karşı ortak bir operasyon gerçekleştirmişti” denilen açıklamada şunlar belirtildi: “Başarıyla sonuçlanan bu operasyon sonucu birçok yer gerilla güçlerimiz ve peşmerge güçlerinin eline geçmiştir.

HPG Maxmur ve Kerkuk Saha Komutanlığımıza bağlı HPG ve YJA Star gerillalarımıza gerçekleşen ve aktif olarak direnişte yer alınan bu operasyon sonucunda DAİŞ çeteleri büyük kayıp vermiş ve geri çekilmişlerdir.

Ortak gelişen bu operasyon sonucunda ele geçen birçok yer güçlerimizin Komutanlığımıza bağlı merkezlere çekilmesi ile birlikte peşmerge güçlerine devredilmiştir.”

KJK: AKP faşizmine karşı mücadeleyi süreklileştirelim

KJK Koordinasyonu, AKP ve Erdoğan’ın kadının özgürlük ve demokrasi mücadelesine saldırdığını ve gittikçe pervasızlaştığını belirtti. KJK, AKP’nin faşizan uygulamalarına karşı mücadeleyi süreklileştirme çağırısı yaptı.

KJK Koordinasyonu yaptığı yazılı açıklamada, 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Mücadele Günü’nde kadınların her alanda geliştirdikleri direnişin sembolik olmaktan çıktığını söyledi. KJK,  “Bu gün İŞİD şahsında somutlaşan erkek egemen zihniyet ve gericilik karşısında kadınların YPJ ve YJA STAR öncülüğünde direnişi tüm kadınların özgürlük ve kurtuluş birliği olmaktadır. Sadece Kürt kadınlarının kurtuluşu değil bölge ve dünya kadınlarının kurtuluşu bu direniş etrafında daha güçlü örgütlenerek, eylem gücüne dönüşmektedir. Bu yılkı eylemlerin bu anlayış birliği ve duygusu ile yapılması büyük anlam ifade etmiştir. Bu direnişe katılan tüm kadınların özgürlük mücadelesini kutluyor ve selamlıyoruz” dedi.

‘ERDOĞAN VE AKP GİTTİKÇE PERVASIZLAŞIYOR’

KJK, kadınların örgütlenme ve direnişi yükseltme gücünü ortaya koydukça erkek egemen zihniyet kendi tükenişini gördüğü ve saldırılarını arttırdığını belirtti. KJK devamla şunları söyledi: “Kadınlar bu gerçeği en çıplak İŞİD çetelerinin uygulamalarında görmektedir. Kapitalist modernitenin çıplak yüzü olan İŞİD ve uygulamaları esasta iflas etmiş maskeli ulus devlet anlayışının uygulamaları ile birbirinden farklı değildir. Bu anlamda Erdoğan’ın 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Mücadele Gününde ‘kadın, erkek eşitliği fıtratta yoktur’ sözleri  de esas itibariyle İŞİD’çi anlayış ve uygulamalarla ne kadar örtüştüğünü bir kez daha göstermiştir. Erdoğan kadın düşmanlığını her fırsatta göstermektedir.  Ulus devletin tekçi anlayışının  Erdoğan’ın on iki yıllık iktidarında kadına yönelik, katliam, taciz ve tecavüz zirveye tırmanmıştır.  Kadının giyiminden, davranışlarına, yaşama ve siyasete katılım biçiminden, anneliğine kadar gerici zihniyetine göre ölçü belirlemektedir.  AKP ve temsilcileri kadının özgürlük, demokrasi mücadelesine her fırsatta saldırmakta, hakaret ederek aşağılamaktadır. Bu anlayış toplumda cinnet düzeyine varan erkek terörünün gıdası olmaktadır. Polise bu anlamda sınırsız yetkiler tanınmakta, yargı kadın katili, tecavüzcü erkeği aklarken kadına daha fazla itaat etmesini dayatmakta, siyasette nesnelleştirmektedir. Kadını bir yandan eve, erkeğin sınırlarına hapsederken bir yandan da annelik değerlerini sömürerek ikiyüzlü politikalar geliştirmektedir. Özgürlüğün ve demokrasinin öz dinamiği olan kadının iradesini ve mücadele gücünü kırıp denetime alamadıkça toplumu da teslim alamayacağını bilen AKP ve Erdoğan zihniyet ve uygulamalarında gittikçe pervasızlaşmaktadır.”

‘ERDOĞAN VE AKP KADINI VE TOPLUMU YOK SAYIYOR’

KJK Koordinasyonu,  AKP ve Erdoğan’ın kadına yaklaşımının aynı zamanda topluma olduğunu ifade etti.  KJK, kadını yok sayan bu anlayışın başta Kürtler ve Türkiye’de yaşayan tüm farklılıkları da yok saydığına dikkat çekti. “Her fırsatta inançları ve farklı toplumsal kimlikleri aşağılamakta ve hakaret etmektedir” denilen açıklamada, “Bu anlayışın Kürt sorununu çözümünü geliştirmeyeceği ve Türkiyeli halkların demokratik ve barışçı geleceğini sağlayamayacağı ortadadır. Nitekim çözüm sürecine yaklaşımları oyalama ve zamana yaymayı da aşan çözümsüzlüğü çözüm konsepti haline getiren gerçeğinin daha fazla deşifre olması durumuna dönüşmektedir.  AKP geliştirdiği güvenlik paketi ile de bu gerçeğini daha fazla gözler önüne sermekte aynı zamanda ateşe benzin ile gitmektedir. Bu güvenlik paketi adı altında sokak infazlarını ve linçleri meşrulaştırarak yasallaştırma, faşizmi resmileştirmekten başka bir şey değildir. Bu samimiyetsiz ve karanlık yüzünü örtmenin yollarını da her fırsatta HDP’ye saldırma ve itibarsızlaştırma da görmektedir. Başta görüşme heyeti olmak üzere, tek tek HDP vekilleri ve bir bütün HDP’ye dönük bu saldırılar çözüm niyetlerinin, güçlerinin olmadığını göstermektedir. AKP hükümeti ve Erdoğan bu yaklaşımlarla kamuoyunu yanıltmaya ve hedef şaşırtmaya çalışmaktadır. Ancak şunu bilmeli ki bu politikaları çoktan iflas etmiş ve kendisini daha fazla vurur hale gelmiştir. Dolayısıyla söz pratiğe dönüşmedikçe kendi sonunu hızlandırır” diye belirtildi.

‘FAŞİZAN UYGULAMALARA KARŞI GÜÇLERİMİMİZİ BİRLEŞTİRELİM’

KJK açıklaması şu ifadelerle son buldu: “Bu anlamda tüm kadınları, halkımızı ve demokratik kamuoyunu bu anlayış ve yaklaşımlara karşı özgürlükçü ve demokratik güçlerini daha fazla birleştirmeye ve tüm bu faşizan dayatma ve uygulamalara karşı tavırlarını güçlü bir biçimde yaşamın her alanında ortaya koymaya ve mücadeleyi süreklileştirmeye çağırıyoruz.”

İşte Dersim soykırımının belgesi

1942 yılında dönemin Başbakanı olan İbrahim Refik Saydam, Fevzi Çakmak’a yazdığı 19.02.1942 tarihli telgrafta, Dersim’de ‘yakıcı ve boğucu gazların kullanıldığını’ belirtiyor

Saydam ‘Kendi halkına kullanılan bu gazların toplu sivil ölümlere yol açtığı görülmektedir. Düşmana karşı bile kullanılmasına karşıyım’ diyor, utanç duyduğunu vurguluyor

DÜŞMANA BİLE YAPILMAZ   

Başbakan İbrahim  Refik Saydam, Fevzi Çakmak’a gönderdiği telgrafta Dersim’e ilişkin çarpıcı itiraflarda bulunuyor. Bir rapor hazırladıklarını belirten Saydam, “Yakıcı ve boğucu gazların, düşman askerlerine bile uygulanmasına karşı olduğumu belirtmeliyim” diyor.

BUNDAN UTANÇ DUYUYORUM

Saydam, “Tunceli’de kullanılan bu gazların bir daha kullanılmaması için yasa teklifi hazırlamaktayız. Kendi halkına kullanılan bu gazların toplu sivil ölümlere yol açtığı görülmektedir. Bir hekim olarak da bir insan olarak da bundan utanç duyduğumu belirtmeliyim” diyor.

Dersim’e ilişkin diğer belgede ise Atatürk, Dersim’de yaşanan olaylardan Kalan Aşireti ve diğer aşiretleri sorumlu tutarak, “Bedelinin çok ağır şekilde ödetileceğinden kimsenin kuşkusu olmasın” diyor.
Başbakan’ın ağzından;
Dersim’de zehirli gaz kullanıldı

Seyid Rıza ve arkadaşları idam edilişlerinin 77’nci yılında dört bir yanda anılırken, Dersim Araştırmaları Merkezi (DAM) tarafından, Şişli Kent Kültür Merkezi’nde yapılan anma töreninde Dersim Soykırımı’nın gerçek yüzünü ortaya koyan bir belge açıklandı. Kalan Müziğin de sahibi olan Hasan Saltık’ın arşivlerinden aldığı belgeyi gazetemizle de paylaşan DAM yöneticisi Hüseyin Ayrılmaz, “Başta pirimiz Seyid Rıza ve arkadaşları olmak üzere soykırımda katledilenlerin mezar yerlerini tespit edilerek yakınlarına teslim edilmesi” çağrısı yaptı. Belgede açıklananlar 1937/1938’de Dersim’de yaplan soykırımın 2. Dünya Savaşı’nda Nazi faşizminin Yahudilere yaptığı soykırımdan aşağı kalır yanı olmadığı görülüyor ve bu katliamın Yahudi Soykırımı’nın bir provası niteliğinde olabileceğini akıllara getiriyor.

Seyid’im rahat uyu evlatların Kobanê’de yolunuzda yürüyor

Dersim Araştırma ve Merkezi’nin 17 Kasım günü organize ettiği anma etkinliğinde Dersimli sanatçılar 37-38 soykırımını bugüne taşıyan ağıtları seslendirdirirken, Kobanê Halk Meclisi Eşbaşkanı Ayşe Efendi’nin konuşmaları ise duygusallığı doruğa çıkardı. Dersim’in gözyaşları sel olup Kobanê’ye aktı… Ayşe Efendi Seyid Rıza’nın sahneye yansıtılan görüntüsüne dönerek “Seyid’im, Dersim’in Seyid Rızası, rahat uyu. Evlatlarınız Kobanê’de, Rojava’da sizin eksik bıraktığınızı tamamlıyor. Onlar sizin gösterdiğiniz yolda özgür bir yaşam için savaşıyor. Kimsesiz ve çaresiz değiliz. Rahat uyuyun Dersim’in kızları, kadınları, YPJ saflarında örgütlenen kızlarımız, sizin öcünüzü alıyor” dedi.

İşte soykırımın belgesi

1942 yılında dönemin Başbakanı İbrahim Refik Saydam’ın 19.02.1942 tarihinde Fevzi Çakmak’a yazdığı bir belgede Dersim Soykırımı’nı tüm çıplaklığıyla ortaya koyuyor. İşte o belgede yazılanlar: “Çok sayın komutanım Fevzi Çakmak, Tedip ve Tenkil harekatının neticeleri ve sonuçları hakkında rapor hazırladığımızı bir üst yazı ile size iletmiş idim. Alpdoğan Paşa’ya kızmanıza gerek yok, bir hekim olarak, yakıcı ve boğucu gazların, düşman askerlerine bile uygulanmasına karşı olduğunu belirtmeliyim. Tunceli’de kullanılan bu gazların bir daha kullanılmaması için yasa teklifi hazırlamaktayız. Ön hazırlıklar raporda ifade edildiği üzere kendi halkına kullanılan bu gazların toplu sivil ölümlere yol açtığı görülmektedir. Bir hekim olarak da, bir insan olarak da bundan utanç duydığumu belirtmeliyim. Bir daha tekarrür etmemesi için gerekli yasal çalışmaları başlattığımı belirtmek isterim.”

Fareler gibi zehirlediler

Zehirli gaz kulanımına ilişkin harekata öncülük eden İhsan Sabri Çağlayangil de şunları yazmıştı: “Ordu zehirli gaz kullandı. Mağaraların kapısının içerisinden bunları fare gibi zehirledi. Ve yediden yetmişe o Dersim Kürtlerini kestiler. Kanlı bir harekât oldu. Dersim davası da bitti. Hükümet otoritesi de köye ve Dersim’e girdi.”

Atatürk’ten intikam emri

Dersim Katliamı’nda gönderilen belgelerden birinde de Atatürk, Dersim’de yaşanan gelişmelerden dolayı Kalan Aşireti ve diğer aşiretleri sorumlu tutarak, “Bedelini çok ağır şekilde ödetileceğinden kimsenin kuşkusu olmasın” diyor.

Celladının anlatımından


Seyid’in son sözleri…

Oğlu ve 5 arkadaşı ile Xarpêt Buğday Meydanı’nda asılan Seyid Rıza’nın idamını harekata öncülük eden ve infazda yer alan İhsan Sabri Çağlayangil’in anılarından şöyle aktarılmıştı: Seyid Rıza, sehpaları görünce durumu anladı. “Asacaksınız” dedi ve bana döndü: “Sen Ankara’dan beni asmak için mi geldin?” Bakıştık. İlk kez idam edilecek bir insanla yüz yüze geliyordum. Bana güldü. Savcı, namaz kılıp kılmayacağını sordu. İstemedi… Seyid Rıza’ya son sözü soruldu. “Kırk liram ve saatim var. Oğluma verirsiniz” dedi… Seyid Rıza’yı meydana çıkardık. Hava soğuktu ve etrafta kimseler yoktu. Ama Seyid Rıza, meydan insan doluymuş gibi sessizliğe ve boşluğa hitap etti. “Evlâdı Kerbelayıh. (Kerbela soyundanız) Bi hatayıh (günahsızız). Ayıptır. Zulümdür. Cinayettir” dedi. Benim tüylerim diken diken oldu. Bu yaşlı adam rap rap yürüdü. Çingeneyi itti. İpi boynuna geçirdi. Sandalyeye ayağı ile tekme vurdu, infazını gerçekleştirdi…  Ayrıca Seyid Rıza’nın “beni oğlumdan önce asın” talebi de kabul edilmedi.

60-70 bin kişi yaşamını yitirdi

Dersim Soykırımı süreci 1926’da başladı. 1934 İskan Kanunu ve 25 Aralık 1935’de çıkarılan “Tunceli Vilayeti’nin İdaresi Hakkında Kanun” ile Dersim adının Tunceli olarak değiştirilmesiyle devam etti. 1936’da Dersim’in en stratejik noktaları olarak gösterilen Amutka, Pulur, Karaoğlan, Sin, Haydaran, Danzik ve Burnak bölgelerine karakol yapımlarıyla başlayan işgal süreci, 11 Haziran 1938’de başlayan katliamlarla devam etti. 1938’de “yasaklı bölge” ilan edilen Kalan, Kutudere, Kırmızıdağ, Sin, Halvori, Aliboğazı, Laç bölgelerinde binlerce Dersimli, toplu şekilde katledildi. Katliam sonucunda resmi rakamlara göre 16 bin, resmi olmayan rakamlara göre ise 70 bin kişi yaşamını yitirdi. Yüzlerce köy de boşaltıldı. Onbinlerce Dersimli ise sürgüne zorlanırken, binlerce kız çocuğu ise asker ailelerine evlatlık verildi.

 

Halvori Deresi’nde kadın ve çocukların arasında olduğu yüzlerce Dersimli katledilmeye böyle götürüldü.

 

 

Eylül ayında 28 kadın katledildi

Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu, Eylül ayında 28 kadının katledildiğini açıkladı.

Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu, Eylül ayı kadın cinayetlerine ilişkin raporunu açıkladı. Rapora göre, Eylül ayında 28 kadın katledildi. Kadınların en çok eşleri tarafından katledildiği belirtilen raporda, Eylül ayında kadınların yüzde 43’ünün eşleri ya da eski eşleri, yüzde 21’inin tanıdığı biri, yüzde 11’inin erkek arkadaşı, yüzde 11’inin ise akrabaları tarafından katledildiği kaydedildi. Kadınların yüzde 14’ünün ise kim tarafından katledildiği bilinmediği belirtilen raporda, kadınların en çok kendi hayatlarına dair karar almak istediğinde katledildiğine dikkat çekildi.

Yine Eylül ayında platformun takip ettiği Gülşah Kurban, Sevim Gündoğdu, Yasemin Varıcı ve Ferdane Çöl’ün davalarının ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası ile sonuçlandığı ve 4 davada da ailelerin talep ettiği gibi katillere indirim uygulanmadığı belirtildi.

Anamın çocuklarına mirası: Kılama dayîka min

Anne çocuk öyküsü üzerinden kurgulanan bir film bu günlerde gösterime girdi.

‘Annemin Şarkısı’, Kürtçe adıyla ‘Kilama Dayîka Min’ filminden söz ediyorum.

Dili Kürtçe, Türkçe diyaloglar da var. Saraybosna ve Antalya film festivallerinde ödüller aldı. Başka festivallerde de aldığı ödüller var. Senaryosu da ödüllüydü.

Yaşanan acıları anne ve çocuk gibi politize etmeniz zor olan, duyguları önde karakterler üzerinden anlatmak kolay değil.

Sinema bilgim yok denecek kadar; hatta adı geçen filmde birkaç dakikalık rolüm olmasına rağmen izleyici olmanın ötesinde hiç bilmediğim bir alan. Yine de söyleyebilirim ki Yahudilerin yaşadıklarını, İran’da, Afganistan’da kadınların, çocukların acılarını slogana başvurmayan yapıtlardan içiniz kan ağlayarak, bazen de gözünüz ıslak izleyebiliyorsunuz.

Başka halkların da acılarına dikkat çeken bu türden filmler var mı, bilmiyorum.
Mutlaka vardır.

Memnuniyetle görüyorum ki Kürtler de son yıllarda bu türden filmler yapmaya başladı.

Huner Salem, Bahman Ghobadi ve daha birçok yönetmen naif öyküleriyle sinemaya uyarladıkları filmlerde bu acıları başka başka yönleriyle yansıttılar. Şimdi ise Annemin Şarkısı ile Erol Mintaş, kentli yaşamın girdabından yola çıkarak yaşanan acıları beyaz perdeye aktardı.

Sınıftaki öğretmenin, Aziz Çapkurt’un mükemmel oyunculuğuyla çocuklara anlattığı tavuskuşu olmaya çalışan karganın öyküsü ile Kürtçe başlayan film, araya giren beyaz toros ile izleyicinin kafasında ilk soru işaretini daha filmin başında oluşturuyor. Filmin bitiminde de bir diğer mükemmel oyuncu Feyyaz Duman aynı öykünün Türkçesini anlatarak filmi bitiriyor.

Kürtçe başlayıp Türkçe biten tavuskuşu olmaya çalışan karga öyküsü bile yaşanan acının bir boyutu.
Aralarda neler yok ki!

İzleyiciyi rahatsız etmeyen, izleyiciyi kendi çıkardığı sonuçlara göre düşündüren; anlatıyı söze ve slogana boğmayan film elbet Kürdün öyküsü.

Müsaade ederseniz bundan sonrası biraz özsel olsun; çünkü filmin bir diğer oyuncusundan, Nigar Ana’dan, yani Zübeyde Ronahi’den söz etmek istiyorum.

Zübeyde, öz anam…

O da benim gibi sinemada sadece izleyici biriydi.

Erol, Zübeyde Ana’yı Bilgi Üniversitesi’ndeki bir panelde tanıdıktan sonra peşini bırakmadı. Bir yandan filmi yaşama geçirmek için çaba harcıyor, diğer yandan da neredeyse gün aşırı arayarak filmdeki Nigar Ana’yı, annemin oynaması için onu ikna etmemizi istiyor.

Annem aslında ikna da gelenekçi yapıdan çekiniyor.

Nihayetinde senaryoyu anlayınca deneme çekimleri için razı oldu ama bir şartı da küçüğünden büyüğüne ailenin tüm fertlerinin razı olmasıydı.

Aile derken, çekirdek bir aileden söz etmiyorum.

Büyük amcalardan itiraz etmesi muhtemel herkese kadar birçok aile ferdine projeyi açmak zorunda kaldık. Bir tek itirazla, bu aşamayı tamamladık. İtiraz eden büyük abim, devamı gelmemesi şartıyla protestosunu sessiz sürdüreceğini, engel olmayacağını söyledi.

Niye mi bu eziyet?

Kolay değil, 70’inde bir kadını nihayetinde ‘artiz’ yapıyoruz. İtiraf edeyim ki benim 2 dakikalık çekimim neredeyse 3 saati buldu. Zübeyde anam ise bana mısın demeden oynuyordu. Kürtçe metinleri okuyor, birkaç dakika içinde doğaçlıyor, kameranın karşısına geçiyor, birkaç tekrardan sonra sahneyi kotarıyordu.
En önemlisi ise birebir benzeşmese de kendi yaşadıklarını, son 30–40 yılda Kürt ulusal mücadelesinin kitleselleştiği yıllarda gördüklerini oynuyordu.

Çocukları nedeniyle evi durmadan basılan, beyaz toroslarla götürülüp kaybedilen insanlarla, onların aileleriyle komşu olan, bu yetmez; zorunlu olarak yolu büyük kentin varoşlarına düşüp akabinde beton yığınlarının içinde yaşamaya mahkûm olan Zübeyde Ana, bazen gözleri dolarak da olsa ‘rolünü’ tamamladı.

Yaşamının bir gününde bile devlet okulunda eğitim görmemiş 70’inde bir anadan başrol oyuncusu çıkarmak kolay değil. Film ekibinin bundaki payı ve emeği yadsınamaz elbet. Ama unutmamak gerekir ki 70’lerin ortalarından günümüze kesintisiz süren Kürt özgürlük mücadelesinin cezaevi önlerinde, mücadele alanlarında eğittiği, Kobanê’de tarih yazan kadınlarımızın da bunda payı var.

Anam için ilk ve son oldu; kendi deyimiyle, “zirvede başladı ve orada bitirdi.”

Şimdi çok mutlu, devletin zulmüyle çocuklarına miras bırakamamanın acısını yaşıyordu; Kilama Dayîka Min ile geleceğe miras bıraktı.

BUGÜN NE OLACAK? GÜNDEM

-DAİŞ çetelerinin Kobanê’ye yönelik saldırılarının ardından başlayan direniş ve buna bağlı gelişmeler takip edilecek.

-Kobanê’nin karşısındaki Suruç’ta bugün sınırdaki DAİŞ faaliyetlerini engellemek için gerçekleştirilen nöbet eylemi sürecek. HDPli milletvekilleri de bugün Suruç’ta olacak.

-Avrupa’nın birçok merkezinde DAİŞ çetelerinin saldırıları düzenlenecek eylemlerle protesto edilecek.

-Suriye’deki DAİŞ hedeflerinin ABD’nin öncülük ettiği koalisyonu vurmasının ardından yaşanan gelişmeler takip edilecek.

– Deniz Demir ve Rêdar Zoğurlu, Liceli iki Kürt genci… Bu gençler şu saatlerde, DAİŞ çetelerinin Kobanê’ye saldırılarına karşı YPG saflarında savaşıyor. Demir ve Zoğurlu aileleri de çocuklarına destek vermek için Almanya’nın Köln kentinde açlık grevindeler. Bugün sosyal paylaşım sitelerinde oğlunun fotoğrafını gören Fatma Demir, “Onunla gurur duyuyorum” diyerek, Kürt gençlerini Kobanê direnişine çağırdı.

– Batman ve Diyarbakır’da İHD ve kayıp yakınları “Kayıplar Bulunsun Failler Yargılansın” sloganı bir araya gelerek, faili meçhul bir şekilde kaybettirilen yakınlarının akıbetini soracak.

-Cumartesi Anneleri faili meçhul cinayete kurban giden ve kaybedilen yakınlarının akıbetlerinin araştırılması ve faillerin bulunması talebiyle Galatasaray Meydanı’nda bir araya gelecek.

-Kurban bayramı nedeniyle bugün Kürdistan’ın birçok merkezinde Kürt Özgürlük Mücadelesinde hayatını kaybedenlerin mezarları ziyaret edilecek.

– Altın Portakal’daki sansür skandalına tepki gösteren sanatçılar, “Yönetimin kararı korku zihniyetinin tezahürüdür” vurgusunda bulundu. “Yeni Türkiye”nin eski günleri hatırlattığını düşünen sanatçılar, sanatsal üretim yapma sürecinin zorlandığını belirtti.

– KJB ve YJA’nın birleşerek KJK (Komalên Jinên Kurdistan) olarak kendisini ilan etmesinden sonra, KJK’nin toplumsal alanda nasıl bir örgütleme tarzını esas alacağı en çok tartışılan konulardan birisi oldu. KJK’nin kadın özgürlük paradigması çerçevesinde kendisini örgütleyerek sistemleştirmeyi hedeflediğini belirten KJK Yürütme Konseyi Üyesi Rûken Garzan, KJK sistemi ile birlikte toplumsal alanda yaşanan kadın sorunları karşısında nasıl bir savunma stratejisinin esas alınması gerektiğini değerlendirdi.